VERGİ YARGISINDA ADİL YARGILANMA HAKKININ TESİSİ BAKIMINDAN TANIK BEYANININ YERİ
Özet
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ nın “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmında mevcut 36. maddedeki düzenleme gereğince; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” İspat hakkı, mevcut düzenlemeden de anlaşılacağı üzere Anayasal bir koruma altındadır. İspat hakkını kullanırken başvurulan araçları ise deliller oluşturmaktadır.
Vergi yargılamasında delil kavramı gerek ilkeleri gerekse uygulanabilirliği bakımından diğer yargı kollarına göre özerk yorumlanması gereken bir konumdadır. Bu nedenle çalışmamızda diğer yargı kollarındaki delillerden de bahsedilerek vergi hukuku kapsamındaki delil kavramı daha net aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nde mevcut 6. madde gereğince “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.” Sözleşme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ nin adil yargılanma hakkını değerlendirirken temel amacı iç hukuktan bağımsız ve kendi kıstasları dahilinde bir yol belirlemektir. Bu bağlamda vergi yargısı bakımından yapılan değerlendirmenin özü de farklı koşullar altında belirlenmektedir. Nitekim, uygulamada oldukça tartışmalı olan tanık delilinin vergi hukukunda uygulanabilirlik ölçütlerinin adil yargılanma hakkı bakımından ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Çalışmanın amacı, adil yargılanma hakkı ışığında yargılama sırasında oluşan delil çeşitlerinin Türk vergi yargısı açısından değerlendirilmesi ile tanık delilinin kendisine has yapısının uygulamadaki eksiklikler doğrultusunda detaylıca incelenmesidir. Değerlendirme neticesinde vergi hukukunun delil sisteminin de diğer yargı kollarına kıyasla özerk bir yapısı olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim, diğer yargı kollarında detaylı olarak hüküm altına alınan birtakım deliller ile ilgili vergi hukukunda düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada ise eksikliğin tamamlanarak kapsamlı bir düzenleme beklentisi tespit edilmiştir.
