TÜRKİYE’DE VERGİ AFLARININ VERGİ GELİRLERİ VE VERGİ UYUŞMAZLIKLARINA ETKİSİ
Özet
Devletin kamu hizmetlerini sunabilmesi ve devam ettirebilmesi için süreklilik arz eden gelir kaynaklarına ihtiyacı vardır. Bu kaynaklar arasında vergiler[1] ilk sırada yer alır ve yadsınamaz bir paya sahiptir. Kamu hizmetlerinin, kesintiye uğramaması ve ihtiyaçlara zamanında karşılık verebilmesi için vergilerin tam ve zamanında toplanması gerekir. Vergi ödeme yükümlülüğü, Anayasa tarafından güvence altına alınmış ve mükelleflerce yapılması gereken zorunlu bir ödevdir. Mükelleflerce çeşitli sebeplerle bu ödevlerin aksadığı, zamanında ve tam olarak yerine getirilmediği/getirilemediği durumlarda devlet alacağını tahsil edebilmek adına çeşitli yollara başvurur. Zira vergi kanunlarına aykırı hareket edenlerin yaptırımlarla önüne geçilmesi ve caydırıcılığın korunarak devlet otoritesinin korunması gerekir. Bununla birlikte kamu hizmetlerinin durması veya bitmesi düşünülemeyeceğinden gelir kaynaklarının da muhafaza edilmesi, zarar görmemesi şarttır. Öngörülen iki sınır arasında, bir tarafın alacağını tahsil etmesi diğerinin de borcunu ödeyebilmesi bakımından ortak bir noktada buluşulması gerekir. Bu amaçla izlenen yollardan birisi de genellikle vergi affı olarak algılanan, uzlaşılan hususlarda ödemenin yapılarak en kısa zamanda gelirlerin Hazineye intikal etmesini hedefleyen idari ve hukuki düzenlemelerdir. Çeşitli nedenlerle sıklıkla bu amaçla düzenleme yapılması, Hazineye intikali gecikmiş ödemelerin tahsilini her zaman istenen düzeyde sağlamamakta hatta bazen düzenli ödemede bulunan mükelleflerin dahi ödevlerini aksatmasına neden olarak hedeflenenin aksine sonuçlar doğmasına neden olmaktadır. Özellikle siyasi amaçlarla sürekli olarak vergi affına yönelik düzenleme yapılması vergi gelirlerini azalmasına neden olduğu gibi idare ile mükellefler arasında yaşanan uyuşmazlıkları da arttırmaktadır.
